Atatürk Üniversitesi Stratejik Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “Küresel Isınma Sorunları, Türkiye ve Ortadoğu’ya Yansımaları” konulu konferansta konuşan Gebze İleri teknoloji Enstitüsü İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi ve Dünya Su Formu Türkiye Danışma Kurul Üyesi Doç. Dr. Cemal Zehir, tüm dünyada su’yun petrolden çok daha önemli hale geldiğini ve en kritik madde olarak kabul edildiğini bildirdi.
Kültür Merkezi’nde konuşan Zehir, Küresel Isınma olgusuyla başladığı konuşmasında, atmosfer sıcaklığının ve atmosferdeki sera gazı miktarında önemli artışların meydana getirdiği küresel ısınmanın önümüzdeki on yıllarda çok daha ciddi sorunlar ortaya çıkaracağını hatırlattı.
//KÜRESEL ISINMA
“Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor. Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor. Örneğin 1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptandı,” diyen Zehir, Şubat 2007 tarihinde BM’in konuyla ilgili raporunda küresel sıcaklık artışının olası etkileriyle ilgili şöyle ifade etti:
“+2 derece: Su sıkıntısı başlayacak. Kuzey Amerika`da kum fırtınaları tarımı yok edecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Peru`da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek. Mercan kayalıkları yok olacak. Gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30`u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. + 5 derece: Denizler 5 m. Yükselecek. Deniz seviyesi ortalaması 70 metre olacak. Dünyanın yiyecek stokları tükenecek.”
Küresel Isınmanın Kuzey yarımkürede yer alan ülkelerde pozitif faydalar ortaya çıkaracağını da anlatan Zehir, faydalar ortaya çıkaracağını da anlatan Zehir, özellikle Kanada, ABD, Rusya ve Danimarka’nın yeni tarım alanları ve yer altı zenginliklerine kavuşacaklarını ifade etti.
//TEMİZ SU BULMA SORUNU
“Dünya Kaynaklar Enstitüsü 2 milyar kişinin temiz suyu olmaması nedeni ile bulaşıcı hastalıklar, açlık ve ölümle karşı karşıya bulunduğu bildirilmektedir. UNESCO’nun hesaplarına göre her gün susuzluğa bağlı olarak 40.000 çocuk ishal, kolera gibi hastalıklardan ölmektedir. Ürdün’de bazı kasabalarda insanlara haftada sadece iki gün içme ve kullanma suyu verilmektedir. Çin’de yapılan bir çalışmada su kaynaklarının sadece 700 milyon kişiye yetişebileceği tespit edilmiştir. Meksika’da nüfusun yüzde 40’ına sağlıklı içme suyu verilememektedir,” tespitlerini aktaran Doç. Dr. Cemal Zehir, çözüm olarak ise şu noktaları vurguladı:
//TEKNOLOJİYİ AZ KULLANIN
“Sera gazı salımını kontrol edecek günlük hayattaki bazı önlemler; Standart ampulü, tasarruf ampulü ile değiştirmek, yılda 75 kilogram (kg) karbondioksit tasarrufu sağlıyor. Daha az araba kullanmak. Daha sık yürüyüp, bisiklet kullanmak ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanmak. Araba kullanılmayan her 2 kilometre için 0,75 kg. karbondioksit tasarruf edilecektir. Otomobillerin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına dikkat etmek. Geri dönüşüme katkıda bulunmak. Evlerden çıkan çöplerin sadece yarısını geri dönüştürerek yılda 1200 kg. karbondioksit tasarrufu sağlanabilir. Lastikler kontrol etmek. Düzgün şişirilmemiş lastiklerle litre başına alınan yol yüzde 3 oranında artar. Buradan sağlanacak her 4 litre benzin tasarrufu 10 kg. karbondioksiti atmosferden uzak tutar.”
//SU TÜKETİMİ ARTIYOR
Dünya nüfusunun hızla artmaya devam ettiğini bunun da içme ve diğer alanlardaki su ihtiyacını artırdığını anlatan Zehir, “20. yüzyılı incelediğimizde çağın başı ile sonu arasında su kullanımlarının on misli arttığı görmekteyiz,” dedi.
Suyun iktisadi anlamanın hiçbir devirde olmadığı ölçüde öne çıktığını vurgulayan Zehir, “Sanayi ülkesi denildiğinde akla ilk gelenlerden Amerika’nın mevcut su tüketiminin yüzde 47’sini fabrikalarda, yüzde 44’ünü ziraatta, yüzde 8’nin şehirlerde temizlik, içme vesaire ihtiyaçlar için tahsis edildiği gerçeğinden hareketle; sanayileşmenin bütün dünyada giderek su talebi doğuracağını söyleyebiliriz,” diye konuştu.
//SU KITLIĞI
Yılda kişi başına bin metreküpün altında su kullanımının kıtlık olarak kabul edildiğini anımsatan Zehir, Ortadoğu bölgesindeki Mısır, İran, Irak, Ürdün, Kuveyt, Libya, Suudi Arabistan, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen ve Bahreyn’de su kıtlığı yaşandığını ifade etti.
Su bakımından zenginliğin yılda kişi başına 10 bin metreküp olduğunu açıklayan Zehir, Türkiye’de bu miktarın 1683 metreküp olduğunu, Türkiye’nin yer altı ve yerüstü su rezervinin Tuna nehrinin tek başına taşıdığı sudan daha az olduğu belirterek Türkiye’nin de su kıtlığı çeken ülkelerin arasında yer aldığını anımsattı.
//SU, SİYASİ SORUNLARIN NEDENİ
“Ortadoğu bölgesinin, su kaynakları bakımından zengin olmaması ve su kaynaklarının bazı ülkelerin elinde toplanması Ortadoğu’da bir su meselesini gündeme getirmiştir. Ortadoğu’ya hayat veren beş su kaynağı vardır. Bunlar Mısır ve diğer komşu Kuzey Afrika devletleri olan Etopya, Sudan, Kenya, Uganda, Tanzanya, Burundi, Ruanda ve Zaire arasında Nil Nehrinin sularının kullanımı; İsrail, Ürdün ve Filistinliler tarafından Şeria Nehrinin sularının kullanımı; Lübnan, Suriye ve Türkiye arasında Asi Nehrinin sularının kullanımı; Türkiye, Irak ve Suriye arasında Fırat ve Dicle Nehirlerinin sularının kullanımı konusunda bir anlaşmazlık vardır,” değerlendirmesini yapan Zehir, “Su bakımından fakir olan ülkeler, kendilerine nispetle su zengini saydıkları ülkelerin su kaynaklarına göz dikmektedirler. Sınır aşan nehirlerle ilgili ülkeler arasında da su kullanımı konusunda büyük ihtilaflar doğmaktadır. Bu sebeple sık sık ‘su savaşları’ senaryoları üretilmektedir” dedi.
//PETROLU BIRAK, SUYA BAK
Zehir, ABD’nin ve Batılı ülkelerin Ortadoğu’daki petrol endeksli ilgilerinin son zamanlarda farklılık gösterdiğini, bu durumun ABD raporlarına girdiğini de belirterek, ABD kaynaklı bir raporda, “Ortadoğu’daki jeopolitik ilgilerimiz, bugüne kadar petrol ağırlıklıydı. Şimdi su da, bölgede en önemli bir politik silah haline gelmektedir. Ortadoğu`daki su kaynaklarının geliştirilmesi, Amerika için en kritik dış politika konusudur,” saptaması yapıldığını açıkladı.
“Su; AB, Amerika ve İsrail’in, Ortadoğu bölgesine sürdüğü yeni politika aracıdır,” diyen Zehir, şöyle devam etti: “Nitekim Simon Peres, Nokta (Kasım -1993) dergisinde yayınlanan bir röportajda, Türkiye’nin su kaynaklarından bahisle, ‘Türkiye’nin bölgedeki stratejik konumu ve zengin su kaynaklarına sahip oluşu bizim için büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin, siyasal denge unsuru olabileceği gibi, bölgedeki su sorununun çözümünde anahtar bir ülke olabileceği’ ifadesine yer vermiş ve su meselesinde İsrail’in belli bir yeri olduğunu hissettirmiştir.”
//TÜRK’ÜN SUYA BAKIŞI
“İnsanlığa hizmet olarak Osmanlı Devleti zamanında bir medeniyet kaynağı olarak kullanılan sular, insanlığa sebil, hamam, sulama kanalı ve içme suyu olarak Osmanlı coğrafyasının her yerinde vatandaşlarının hizmetine sunulmuştu. Bugün Osmanlı Devletinin yıkılması sonucu ortaya çıkan doğal sınırlar yerine suni olarak çizilen sınırlarla birbirlerinden ayrılarak oluşturulan devletler arasında Nil, Şeria, Ası, Dicle, Fırat, Aras, Meriç, Tuna ve birçok irili ufaklı nehirler yüzünden büyük anlaşmazlık vardır,” diyen Zehir, “Yüzyıllar boyu, ‘Su Akar Türk Bakar’ darb-ı meselini hak etmecesine, Fırat ve Dicle sularına seyreden ve üzerine yalnızca türküler söylemeyi becerebilen Türkiye, Fırat’a ve biraz da Dicle’ye yalnızca bakmayı bırakıp, istifade etme yollarını aramaya başlayınca, Arap aleminin kuşkulu, Batı aleminin ise bu kuşkuları körükleyici muameleleriyle karşılaşmıştır,” tespitini yaptı.
//GAP VE PKK İLİŞKİSİ
Türkiye’nin GAP Projesi’ne başlamasıyla birlikte PKK terörünün eş zamanlı devreye girdiğini hatırlatan Doç. Dr. Cemal Zehir, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Güney Doğu Anadolu Projesi genel hatları Fırat Nehri üzerinde 7 ve Dicle Nehri üzerinde 6 olmak üzere toplam 13 projeden oluşmaktadır. Tüm projede diğer ekleri ile birlikte 22 baraj ve 19 hidroelektrik santralı yer almaktadır. Fırat ve Dicle Havzası projeleri gerçekleştirildiğinde 1.637.549 hektar alan sulanacak, 27 milyar kwh yıllık elektrik üretilebilecektir. GAP Türkiye`nin tarım arazisi potansiyelinin önemli bir parçasını oluşturan Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Adıyaman, Diyarbakır, Batman, Gaziantep, Şırnak, Mardin, Siirt ve Şanlıurfa illerinde yaklaşık 74.000 Km² bir alanı içermektedir. Türkiye nüfusunun 1/11`i Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşamaktadır. Bu alan Türkiye yüzölçümünün yüzde 9`una eşittir. Bu alanı bazı devletlerle kıyaslarsak İngiltere`nin 1/3`üne, Hollanda`nın 1,8 katına, Belçika`nın 2,4 katına eşit olduğu görülür. Toplam Yatırım 32 Milyar Dolar Sulamayla gelen yıllık kazanç 2.5 Milyar Dolar, Enerjiyle gelen yıllık kazanç 5.3 Milyar Dolar,Gübre İhtiyacı 637.500 ton, Traktör ihtiyacı 34.000 Adet,Yetiştirilecek büyükbaş hayvan 140.000 Adet,Üretilecek Enerji Miktarı 27 Milyar kw/s., İstihdamdaki Artış 3.5 Milyon kişi. Bu projenin gerçekleşmemesi için PKK ortaya çıkarılmış ve bugüne kadar da projenin tamamlanması geciktirilmiştir. Türkiye GAP Projesi için 20 Milyar Dolar, PKK ile mücadele için ise 250 Milyar Dolarını kaybetmiştir. Ancak, Türkiye, uzun yıllar halkını yüksek enflasyonla yaşatmış ve bu projesi finans etmiştir. Bunun sonucunda söz konusu coğrafya vatan kılınmıştır.”
//ÇÖZÜM VE ÖNERİLER
“Bölge ülkeleri su meselelerini halletmek için bölgesel bir su stratejisine doğru bir politika gütmek zorundadırlar,” diyen Zehir, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Güney sınırlarımızdan geçen “sınır aşan sular” olarak Fırat, Dicle ve Asi Nehirleri mevcuttur. Bu nehirlerle ilgili konular sadece ilgili ülkeler, Türkiye, Suriye ve Irak arasında konuşulmalıdır. ABD ve Batılı ülkelerin bu konulara olan aşırı ilgilerinin insani duygularla değil, menfaatleriyle ilgili olduğu unutulmamalıdır. Kuzey Irakta yürütülen politikaların altında petrol kadar su paylaşımı meselesinin de yattığı inancındayız. Hatta Ortadoğu’da yapılan II. Körfez Savaşı’nın petrol uğruna yapılan son savaş olduğunu iddia edilebilir. Bundan sonra Ortadoğu’nun şekillenmesinde su paylaşımının büyük rolü olacak. Mesela Savaş sonrasında yeni Irak Hükümetinin Dicle ve Fırat nehirleri ilgili istekleri farklı olabilir. Bu Hükümetin ABD güdümünde kurulması durumunda Fırat nehri sularının Ürdün üzerinden borularla İsrail’e aktarılması gündeme gelebilir. Böyle bir gelişme Türkiye tarafından geliştirilen Ortadoğu’ya su akıtma ve bundan maddi kazanç sağlama yönündeki beklentilerini ortadan kaldırabilir. 21. yüzyılın petrolden daha önemli `stratejik` maddesi su’dur. Yapılan araştırmalara göre 2010 yılından sonra, su, petrolden daha kıymetli hâle gelecektir. Su kaynakları azalmıştır. Dünya küresel ısınma sorunu ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu anlamda dünyanın her bölgesinde kuraklık ve su sıkıntısının gelecek yıllarda kendini daha da göstereceği öngörülmektedir. Su savaşları gibi , bölge dışı güçler tarafından elbirliği ile geliştirilen senaryoları, takip etmekle beraber, gerçeğin ta kendisi imiş gibi değerlendirmekten kaçınmalıyız. Çünkü bu tür senaryolar, olacağı vermekten çok, zihinleri şartlandırmaya yönelik komplo teorilerdir. Savaş provokasyonlarını engelleyecek tezler, Türkiye’nin elinden çıkmalıdır.”